28 Mayıs 2020 Perşembe

EVLİLİK VE AİLE ÜZERİNE








EVLİLİK NEDİR?

Evlilik kurumu diyoruz, önceden neden kurum dediklerini çok düşündüm. Sanki şirket ya da işletme der gibi resmi ve bir tuhaf gelirdi bu tabir. Çünkü evlilik deyince aşk gelir akla ,sevgi gelir ,çocuk, aile gelir . Ama evlenince anladım ki doğru bir bakıma. Çünkü evlilik de bir kurum gibi belli kuralları, koşulları, ihtiyaçları olan bir yer. Onu da iyi yönetmek, idare etmek ve ayakta tutmak gerek. Devamlılığını sağlamak için sahip çıkmak, uğraşmak, gayret etmek gerek, dayanışma ve iş bölümü gerek. Ayakta kalmak için gerektiğinde değişmek, değişime ayak uydurmak gerek. İste tüm bunlar bir evlilikte olmazsa olmazdır. Bir de bunun içine bolca sevgi ve yeterince saygı kattık mı tadından yenmez olur. Burada yazmak kolay tabii ama onun yaşatmak gerçek anlamda emek ister. Evliliklerin uzun ömürlü olması için en başa saygı ve hoşgörüyü ekleyip kalan her şeyi de ardına ekledik mi tamamdır.

Fakat son yıllarda çok da uzun ömürlü değil evlilikler. Çünkü geleneksel düşünce tarzı ve yaşayış biçimimiz neredeyse değişti. Buna modern çağın getirisi de diyorlar, ki ben bunu modernlik olarak görmüyorum. Bu tamamen batı tarzı yaşam ve düşünce biçimine bir özenti sonucu ortaya çıktı. Kültürümüzden ve temel değerlerimizden kopuk bir evliliğin temeli de sağlam atılmıyor elbette. Biz duygusundan yoksun benmerkezci bir anlayış içinde kurulan evlilikler ne kadar sağlıklı olur? Peki, birlik olmayınca dirlik olur mu? Olmaz.

Teknoloji ve modern çağ anlayışının getirisi de maalesef boşanmalar oldu. Çünkü bireyler özgür düşünce ve yasam ideali ile kararlar alıyorlar. Artık kadınlar da üretim ve çalışma hayatı içerisinde yer alıyor ve maddi gelir elde ediyor. Eski Anadolu kadınını yerini, yine üreten fakat ürettiği kadar tüketen çekirdeğin içine sığmayan, "gibi "yaşayan ,"gibi" görünen ,"gibi" düşünen, yeni nesil bir kadın imajına bıraktı.

Sosyal çevremiz genişledi, kültürel ve estetik ihtiyaçlarımız arttı.

Evlilik bir kurum olmaktan çıkıp, takım ruhunu kaybetmiş bireysel bir serüven halini aldı. Oysa dayanışma, ortak hareket etme, bütünsel düşünme kırılganlığı azaltır ve hayatın yarattığı riskleri en aza indirir.

Bunu kadınlar üzerinden değerlendirip bu sonuca vardığım düşünülmemeli. Bu ellilik kurumunun temelinde olan erkek içinde geçerli.

Ataerkil toplum anlayışının kadın üzerindeki olumsuz etkisi halen aşılabilmiş değil. Hatta günümüzde eğitim ve kültür seviyesinin artmış olduğunu düşünecek olursak bu olumsuz etkinin azalması daha makul görünüyor. Fakat ne yazık ki ne kadar eğitim alırsak alalım, süregelen erkek egemen toplum anlayışının yarattığı sorunları da halen aşamadık. Oysa evlilik bir liderlik ve güç sorunu değildir, o kurumu ayakta tutma becerisidir. Bunun için herkese görev düşer. Günümüzde kadın işi ,erkek işi diye bir şey neredeyse kalmadı. Çünkü yaşam cinsiyet ayrımına dayalı bir yaklaşıma uygun değildir.’’ Hayat müşterektir’’ sözü de buradan gelir. Bunu iyi bilmek ve anlamak lazım. Herkes gerektiğinde üzerine düşeni,  bu benim isim değil, demeden severek yapmalıdır. Evlilikte sen /ben olmaz ,olursa onun adı evlilik olmaz.’’ Olursa olur, olmazsa biter’’ anlayışı ile de yürütülemez. Ortak yaşamın gerektirdiği bazı kurallar vardır ve buna uymak gerekir. Evlilik bir ortaklıktır; kazanırsak birlikte kazanırız, kaybedersek de yine birlikte kaybederiz. Her netice iki tarafı da bağlar yani. Bu sebeple kolektif bir evlilik anlayışı ile hareket etmek lazım. Birbirinin yükünü hafifletmek lazım,  'ben bilmem, yapamam'  diyerek sadece birinin sırtına sorumluluk yüklemekle bu iş yürümez. Bu düpedüz bencillik olur

 Burada hiç duygulardan bahsetmedim ama zaten her işin olmazsa olmazı sevgi ve o işe duyduğun saygı ve bağlılıktır. Başarının ölçüsü de budur zaten.

O halde neden biz olmuyoruz, neden biz olarak düşünmüyoruz neden sen ve ben diyoruz. Benim evim, benim arabam, benim param, benim hayatım... Ben böyleyim, sen şöylesin. Oysa Biz demeliyiz, biz olmak zorundayız. Araya ne kendimizi ne de üçüncü şahısları( anne baba konu komşu vs.) katmamalıyız. Çünkü önemli olan sen, ben, onlar değiliz. Önemli olan biz dediğimiz bu kurumu baki tutmak, huzuru daim kılmak. Huzur ve devamlılık için de karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü ve emek gerekir. Herkese ve her şeye kulak tıkayıp ailemizin huzurunu öne almalıyız.

"Ayrışırsak yok oluruz, paylaşırsak tok oluruz" demiş atalarımız. Aile olmak en büyük değerdir, en müstesna yaşamdır. Sahip çıkalım ona, koruyalım, sen/ ben kavgasına çevirip, şahsi çıkarlarımıza feda etmeyelim. Çocuklarımıza ve şu dünyaya bırakacağımız en büyük miras mutlu bir ailedir. Gelecek nesiller bizim yetiştirdiğimiz çocukların çocukları olacak. Onlara haksızlık etmeyelim, ebeveyn olarak görevimizi yapalım. Önce örnek olalım ve onlara sevmeyi, yardımlaşmayı, sorumluluk almayı, saygi duymayı, paylaşmayı; yani biz olmayı, aile olmayı öğretelim. Çünkü her şeyin temeli ailedir. Ne ekersek onu biçeriz. Diken değil gül ekelim. Gülün bile dikenini ayıklayalım öyle verelim. Evlilik dediğin ailedir, aile dediğin yuva, yuva dediğin sımsıcak bir iklim, birbirine sımsıkı sarılmış bir sarmaşıktır. Ona sahip çıkalım, koparmayalım.

 

 

 

 

 

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder