1 Haziran 2022 Çarşamba

Tevfik Fikret hakkında bilinmeyenler

 Tevfik Fikret hakkında bilinmeyenler 😉


Eskiden şairler kıyafetlerine özen göstermezlerdi. Fakat Tevfik Fikret, şık giyimiyle 'perişan şair kıyafeti'ni maziye karıştıranların başında gelir.


Fikret aynı zamanda bir kadın çarşafı icat etti. Pek küçük bir pelerin, arkadan uzun bir iğneyle tutturuluyor. Bu iğne çıkınca çarşaf tayyör oluyor. İlk defa Tevfik Fikret'in eşi Nazime Hanım'ın giydiği bu çarşaf modeli, o dönem İstanbul'un kibar muhitlerinde hemen moda oldu.


Fikret, evinde şeklini kendi tasarladığı dik yakalı, omuzdan düğmeli, yakası işlemesiz gömlekler giyerdi. Bu gömleklerin ilhamını Tolstoy'dan alırdı."😉👌

 


SİS✍️


Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde

sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.

Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,

ey bin kocadan artakalan dul kız;

güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,

sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.

Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün

iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!

#tevfikfikret


Yeri gelmişken söyleyelim.İstanbul aşığı Yahya Kemal de  Tevfik Fikret’in "Sis" şiirine karşı" Siste Söyleniş"şiirini yazmıştır..Çünkü  Tevfik Fikret, "Sis " şiirinde İstanbul’u ağır bir dille eleştirmiştir. Bununla birlikte Fikret daha sonra bu fikrinden pişman olmuştur. İstanbul’dan özür dilemek amacıyla “Rücu” şiirini yazmıştır.


Siste Söyleniş✍️


Hulyâma bir eza gibi aksetti bir daha;

-Örtün! Müebbeden uyu! Ey şehr! -O beddua...


Hayır bu hâl uzun süremez, sen yakındasın;

Hâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasın.

 

Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl

Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

 

Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,

Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.

#yahyakemal 



Sezai Karakoç'un "Mona Rosa" şiirinin hikayesi

 Sezai Karakoç'un "Mona Rosa" şiirinin hikayesi ☘️

Sezai Karakoç – Muazzez Akkaya aşkına ilişkin türlü türlü hikayeler üretilmiştir. Hikayelerden biri şu şekildedir; Sezai Karakoç üniversitedeyken bir okul arkadaşına sevdalanır, bu kişinin Adı Muazzez Akkaya’dır. Bir gün cesaretini toplayıp aşkını Muazzez Hanım´a arz eder. Fakat reddedilince çok üzülür. Okullar tatil olur ve Muazzez Hanım Geyve´de yazlıkta kalmaya başlar. Sezai Karakoç' ta tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak çalışmaya başlar. Her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisini seyreder. Ona şiirler yazar. “Mona Roza” şiiri Muazzez Akkaya’nın isminin baş harflerinden ortaya çıkar. Yani akrostiştir.

Okul biter ve mezuniyet töreni yapılır. Mezuniyet törenindeyse Sezai Karakoç ''Mona Roza'' şiirini okur. Muazzez Akkaya ise tam karşısındadır. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder. Ve tam 3 kez Sezai Karakoç bu şiiri art arda okur. Sahneden tam ineceği sırada Muazzez Hanım koşarak yanına gelir ve ona hala teklifinin geçerli olup olmadığını sorar. Sezai Karakoç "Senin aşkın artık benimkine yetişemez" der ve hayır cevabını verir. 


Velhasıl kavuşmasız bir aşkın şiiridir, “Mona Rosa.”


Bu arada Mona Roza "tek gül" anlamına gelir 😉


Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadi kirik kus merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller


Ulur aya karsi kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavsanlar daga

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yagmur igri igri düser topraga

Ulur aya karsi kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakisin ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Acma pencereni perdeleri çek.

31 Mayıs 2022 Salı

Türkçe ve Edebiyat Özel Ders ( AYT-TYT-LGS)

 Alanımda 20 yıl dershane ,özel okul ve özel ders  tecrübesi ile sizlere sınava hazırlık sürecinde öğretim yöntem ve teknikleri ile etkili bir öğrenme ortamı sunuyorun. Başarı ve sonuç odaklı eğitim anlayışı ile en iyi olmayı hedefleyenler mail üzerinden irtibata geçebilirsiniz.

baharbaydan77@gmail.com

15 Mayıs 2022 Pazar

Edebiyatı neden sevmeliyiz?

 

Edebiyat


Çoğumuz "edebiyat ne işime yarayacak" der .Anlamsız gelir bir insanın eline kaleme alıp onlarca kitap yazması .Birilerinin üzüldüğünü ya da mutlu olduğunu anlatmak için dizelere dökmesi içini.Hele de tüm bunları bizim de bilmek zorunda olmamız sıkıcı ve yersiz gelebilir.Ama edebiyat dediğin sadece bir ders değil hayatın kendisidir.Bizde olanı bize anlatan en güzel sanattır.Kimi yazarak anlatır derdini,kimi okuyarak ,kimi konuşarak,kimi çizerek.Hiçbirinin bir diğerinden farklı yok sadece yöntemimiz farklıdır.Anlatılmak istenen şey de amacımız da aynı aslında.Yasadığımız dünyayı ,o dünyaya ait olan her şeyi ve herkesi en çok da kendimizi anlamaktır, anlatmaktır derdimiz.Ben böyle düşündüm,böyle hissettim ,bunu anladım bunu yaşadım  demenin türlü yollarıdır her biri.Her türlüsü mümkün çünkü hepimizin kendimizi görebilmek ve anlayabilmek için bir aynaya ihtiyacı vardır.İşte özelikle edebiyat bunun için var.İnsan okuduğu  her satırda, çevirdiği her sayfada, dinlediği her ezgide kendinden bir sey bulur çünkü bazen ihtiyacımız olan bir cümle ya da bir sözdür derdimizi ve tarifi mümkün olmayan duyguları anlatmaya.İşte o gereksiz ,ne işe yarar ki dediğimiz şeyler gün gelir bir cevap olur ,çözüm olur,yaşamak olur.Onca hikaye , onca şiir boşuna yazılmış olamaz.Bunu kabul etmesek de reddetiğimiz gerçeğin tam ortasında buluruz kendimizi.Bazen dinlediğimiz bir şarkı ,bazen okuduğumuz bir kitap bazen bilmediğimiz bir şiir ruhumuzu içine düştüğü girdaptan çeker alır.Derdimize ortak olur.Yüreğimize su serper, efkarımızı dağıtır, zihnimizi arıtır,buzları eritir ,içimizi ısıtır.Öyle ya da böyle bir şekilde iyi hissettirir..

İşte Hayat ,bize ihtiyacımız olduğunda fısıldasın diye ; yalnızlığımıza ,neşemize,kederimize ortak olsun diye belki de birilerinin yüreğini kaleme denk düşürdü.



"Kim istemez ki mutlu olmayı

Mutsuzluğa da var mısın? "diyen Cemal Süreya nasıl da davet eder iki yüreği her şeye rağmen bir arada olmaya.


"Pervam yok verdiğin elemden;

 Her mihnet kabulüm, yeter ki 

Gün eksilmesin penceremden!" diyerek tanrısına seslenen Cahit Sıtkı'nın hayata duyduğu minnet, içimizde yeşerttiği umut ve şükran duygusu ne güzeldir. 


"Unutturur bana birden acıları, güçlükleri,dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman"diyen Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bir gülüşle hayata tutunmanın nasıl mümkün olduğunu anlatan dizleri bizi de aydınlatır..


"Ayrılık da sevdaya dahil"  diyen Atilla İlhan'ın bu dizesini düşündükçe hangimizin ayrıldım diye sevgisinin bittiğini düşünmeye gücü yeter 


"Unutmayın ki ,dünyada en korkunç şey ümidini kaybetmektir diyen " Sabahattin Ali bizi teselli eder..

Namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir? diyen Dostoyevski düşündürür.

"Bir insanı sevmekle başlar her şey" diyen Sait Faik kalbimizi yumuşatır..


Edebiyat gizli bir  arayıştır, zarif bir anlayıştır . Yaşamın en kadim sözcüsüdür. Yüreğin tellerini titreten, aklın hudutlarını aştıran bir var oluş serüvenidir ,neden onunla tanış olmayalım?












Beklentiler ve İyi Dilekler

 Beklentilerle dolu şu dünyada beklentisiz yaşamak mümkün mü? Sevilmeyi , görülmeyi,takdir edilmeyi beklemeden yaşamak mümkün mü? Kim öğreti...