nazım hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nazım hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2022 Cumartesi

BESTELENMİŞ ŞİİRLER

 

                                         BESTELENMİŞ ŞİİRLER



TÜRK EDEBİYATINA DAMGA VURMUŞ ŞİİRLER BESTELENEREK HEPİMİZİN SEVDİĞİ BİRER ŞARKI HALİNE GELMİŞTİR.

İşte sizler için bestelenmiş şiirler listesi:


A.KADİR

Gece İçinde, Ezginin Günlüğü - Gece İçinde

Gelen Benim, Ezginin Günlüğü - Gelen Beni

Koru Kendini, Ahmet Kaya - Koru Kendini

Mahpusane Düşünceleri, Ezginin Günlüğü - Mahpusane Düşünceleri

Mutlu Olmak Varken, Ezginin Günlüğü - Mutlu Olmak Varken

Sabah Türküsü, Ezginin Günlüğü - Sabah Türküsü

Ve Çocuklar, Ezginin Günlüğü - Ve Çocuklar


Afşar TİMUÇİN

   Akşam Şarkıları, Ezginin Günlüğü - Akşam Şarkıları

   Ayrılıkta Söylenmiş Bir Yaz Türküsü, Ezginin Günlüğü - Ayrılıkta Söylenmiş Bir Yaz Türküsü

   Bir Masalda Türkü, Ezginin Günlüğü - Bir Masalda Türkü

   Çocuğun Kurguları, Ezginin Günlüğü - Çocuğun Kurguları

Ahmed ARİF

   Ay Karanlık, Ahmet Kaya - Maviye Çalar Gözlerin

   Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmet Kaya - Hasretinden Prangalar Eskittim

   Kara, Grup Ekin - De Be Aslan Karam

   Otuzüç Kurşun, Grup Baran - Otuzüç Kurşun

   Otuzüç Kurşun, Zülfü Livaneli - Kirvem

   Suskun, Fikret Kızılok - İki Parça Can

   Suskun, Ahmet Kaya - Ağlama Bebeğim

   Unutamadığım, Grup Baran - Unutamadığım

   Uy Havar!, Ahmet Kaya - Oy Havar

   Vay Kurban, Grup Baran - Seni Sevmek Felsefedir

Ahmet Muhip DRANAS

   Fahriye Abla, Özdemir Erdoğan - Fahriye Abla


Ahmet TELLİ

   Konuğum Ol, Yeni Türkü - Konuğum Ol


Aleksandr Sergeyeviç PUŞKİN

   Bilinmeyen Ülke, Ezginin Günlüğü - Bilinmeyen Ülke

Arkadaş Zekai ÖZGER

   Aşkla Sana, Ahmet Kaya - Alnında Dağ Ateşi

Ataol BEHRAMOĞLU

   Bu Dert Beni Adam Eder, Ahmet Kaya - Bu Dert Beni Adam Eder

   Sen Giderken, Ezginin Günlüğü - Sen Giderken


Attila İLHAN

   Acı Ninni, Ahmet Kaya - Acı Ninni

   Ah!, Ahmet Kaya - Ah!

   An Gelir, Ahmet Kaya - An Gelir

   Böyle Bir Sevmek, Ahmet Kaya - Böyle Bir Sevmek

   Cinayet Saati, Ahmet Kaya - Cinayet Saati

   Grev(Dilekçe), Ahmet Kaya - Grev (Dilekçe)

   Haçan Ölesim Gelir, Ahmet Kaya - Haçan Ölesim Gelir

   Hiçbir Şeyimsin, Ahmet Kaya - Hiçbir Şeyimsin

   Jilet Yiyen Kız, Ahmet Kaya - Hiçbir Şeyimsin

   Lili Marlen Türküsü, Ahmet Kaya - Lili Marlen Türküsü

   Mahur, Ahmet Kaya - Mahur

   Rinna Rinna Nay, Ahmet Kaya - Rinna Rinna Nay

   Sen İnsansın, Ahmet Kaya - Sen İnsansın

   Sultan-ı Yegâh - Nur Yoldaş - Sultan-ı Yegâh

   Tut ki Gecedir, Ahmet Kaya - Tut ki Gecedir

   Yangın Gecesi, Ahmet Kaya - Başım Belada

Barış PİRHASAN

   Yağmurun Elleri, Yeni Türkü - Yağmurun Elleri   

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

   Karadut, Fatih Kısaparmak - Karadut 

   Zindanı Taştan Oyarlar, Zülfü Livaneli - Yiğidim Aslanım


Behçet AYSAN

   Bir Eflatun Ölüm, Ezginin Günlüğü - Bir Eflatun Ölüm

   Karasevda, Ezginin Günlüğü - Karasevda

   Kuşlar da Gitti, Ezginin Günlüğü - Kuşlar da Gitti

   Sesler ve Küller, Ezginin Günlüğü - Sesler ve Küller

Behçet Kemal ÇAĞLAR

   İstiyorum, Atilla Atasoy - Bir Sevgi İstiyorum

   Kalamış, Münir Nurettin Selçuk - Kalamış

Bekir Sıtkı ERDOĞAN

   Kışlada Bahar, Gültekin Çeki - Kışlada Bahar

Bülent ECEVİT

   Taka, Doğan Canku - Takalar   

Cahit KÜLEBİ

   Hikâye, Doğan CANKU - Öp Biraz

   Sıvas Yollarında, Yaşar Kurt - Kamyonlar Kavun Taşır

Cahit Sıtkı TARANCI

   Gün Eksilmesin Penceremden, Münir Nurettin Selçuk - Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer

Can YÜCEL

   Dargın mıyız - Ezginin Günlüğü - Dargın mıyız

   Değişik, Yapraktı,  Yeni Türkü - Başka Türlü Birşey

   Sevgi Duvarı, Ahmet Kaya - Sevgi Duvarı

   Yapraktı, Yeni Türkü - Başka Türlü Birşey

Constantino KAVAFİS

   Kent, Ezginin Günlüğü - Şehir 

Enis Behiç KORYÜREK

   Hatıra, Erol Sayan - Geçsin Günler Haftalar

Enver GÖKÇE

   Başlangıç, Ahmet Kaya - Yusuf Yusuf 

   Fakültenin Önü, Grup Baran - Fakültenin Önü

   Görüş Günü, Ezginin Günlüğü - Görüş Günü 

   Hastir Lan!, Ahmet Kaya - Gayri Gider Oldum

   Turan Emeksiz, Ahmet Kaya - Katlime Ferman

   Meri Kekligim, Ahmet Kaya - Kore Dağları

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

   Bahçemde Açılmaz Seni Görmezse Çiçekler,  Münir Nurettin Selçuk - Bahçemde Açılmaz Seni Görmezse Çiçekler 

Federico Garcia LORCA

   Şaşırtı, Ezginin Günlüğü - Şaşırtı

Halim Şefik GÜZELSON

   Balık Ağzı, Ahmet Kaya - Kılıç Balığının Öyküsü


Hasan Hüseyin KORKMAZGİL

   Amenna, Ahmet Kaya - Amenna

   Acılara Tutunmak, Ahmet Kaya - Acılara Tutunmak

   Berivan, Grup Yorum

   Güzel Günler, Ahmet Kaya - Güzel Günler

   Halay Havası, Ahmet Kaya - Halay Havası

   Haramiler, Ahmet Kaya - Haramiler

   Kadınlar, Ahmet Kaya - Kadınlar

   Kerbelâ Uzak Değil - Grup Yorum - Munzur Dağı

   Haziranda Ölmek Zor, Grup Yorum - Haziranda Ölmek Zor 

   Şiddet, Ahmet Kaya - Şiddet

   Ortadoğu, Ahmet Kaya - Ortadoğu

   Temmuz, Grup Baran - Temmuz

Gülten AKIN

   Büyü, Grup Yorum - Büyü

Kemal BURKAY

   Gülümse, Sezen Aksu - Gülümse

   Sonbahardan Çizgiler (Tutsaklar), Yeni Türkü - Sonbahardan Çizgiler (Mamak Türküsü)

Kemal ÖZER

   Zonguldak, Grup Yorum - Madenciden 

Kemalettin KAMU

   Gurbet, Yıldırım Gürses - Gurbet O Kadar Acı ki

Konstantin SİMONOV

   Bekle Beni, Ezginin Günlüğü - Bekle Beni


Mehmet Akif ERSOY

   Cenk Marşı, Ahmet Kaya - Uğurlar Ola

   İstiklal Marşı - Osman Zeki ÜNGÖR


Melih Cevdet ANDAY

   Anı, Zülfü Livaneli - Bir Çift Güvercin Havalansa

Murathan MUNGAN

   Aşk Yeniden, Yeni Türkü - Aşk Yeniden

   Çember, Yeni Türkü - Çember

   Fırtına, Yeni Türkü - Fırtına

   Göç Yolları, Yeni Türkü - Göç Yolları

   Maskeli Balo, Yeni Türkü - Maskeli Balo

   Olmasa Mektubun, Yeni Türkü - Olmasa Mektubun

   Telli Telli - Yeni Türkü - Telli Telli

   İstesen Hiç Başlamasın, Yeni Türkü - İstesen Hiç Başlamasın

Nâzım HİKMET

   Asker Kaçakları, Grup Yorum - Asker Kaçakları

   Ceviz Ağacı, Cem Karaca - Ceviz Ağacı

   Güneşi İçenlerin Türküsü, Grup Baran - Güneşi İçenlerin Türküsü

   Japon Balıkçısı, Ezginin Günlüğü - Ölüdeniz

   Karlı Kayın Ormanında, Zülfü Livaneli - Karlı Kayın Ormanında

   Kız Çocuğu, Zülfü Livaneli - Hiroşima

   Seni Düşünmek Güzel Şey, Ezginin Günlüğü - Seni Düşünmek Güzel Şey

   Salkımsöğüt, Grup Baran - Salkımsöğüt

   Şeyh Bedrettin Destanı, Ahmet Kaya - Şeyh Bedrettin

   Vapur, Zülfü Livaneli, Bir Vapur Geçer   

   Veda, Grup Yorum - Veda


Nevzat ÇELİK

   Neyleyim, Ahmet Kaya - Neyleyim

   Sıcak Saklayın Gecelerimi, Grup Yorum

   Sıcak Saklayın Gecelerimi, Ahmet Kaya - Geleceğim

   Şafak Türküsü, Ahmet Kaya - Şafak Türküsü

   Tutuşur Dizelerim, Ahmet Kaya - Tutuşur Dizelerim

   Zeytin Karası, Ahmet Kaya - Zeytin Karası


Nihat BEHRAM

   Denizin Ardı Özgürlük,  Ahmet Kaya - Denizin Ardı Özgürlük

   Doruklara Sevdalandım, Ahmet Kaya - Doruklara Sevdalandım

Oktay RİFAT

   Ağıt, Ezginin Günlüğü - Ağıt

   Yaprak, Ezginin Günlüğü - Yaprak


Orhan Veli KANIK

   Ayrılış, Ezginin Günlüğü - Ayrılış

   Dalgacı Mahmut, Yeni Türkü - Dalgacı Mahmut

   Gün Olur, Zülfü Livaneli - Gün Olur

   Hürriyete Doğru, Ezginin Günlüğü - Hürriyete Doğru

   İstanbul'u Dinliyorum, Zülfü Livaneli, İstanbul'u Dinliyorum   

   Kumru, Ezginin Günlüğü - Kumru

   Macera, Ahmet Kaya - Macera

Ömer HAYYAM

   Yaş Yetmiş, Ezginin Günlüğü - Yaş Yetmiş

Paul ELUARD

   Hürriyet, Zülfü Livaneli, Özgürlük   

Paul VALERY

   Cin, Ezginin Günlüğü - Cin

Refik DURBAŞ

   Çırak Aranıyor, Zülfü Livaneli - Sevda Ne Yana Düşer Usta

   Hücremde Ayışığı, Grup Baran - Rüzgar

Sabahattin ALİ

   Dağlar, Sezen Aksu - Dağlardır Dağlar  

   Hapishane Şarkısı - 3, Ahmet Kaya - Geçmiyor Günler  

   Hapishane Şarkısı - 5, Edip Akbayram - Aldırma Gönül  

   Kara Yazı, Ahmet Kaya - Kara Yazı

   Kız Kaçıran, Ahmet Kaya - Kızkaçıran

   Leylim Ley, Zülfü Livaneli - Leylim Ley 

Sait Faik ABASIYANIK

   Şimdi Sevişme Vakti, Ezginin Günlüğü - Şimdi Sevişme Vakti


Şeyh GALİP

   Su Uyur, Ezginin Günlüğü - Su Uyur


Şükran KURDAKUL

   Al Beni Sevecenliğine, Ezginin Günlüğü - Al Beni Sevecenliğine

   Nöbetçi, Ezginin Günlüğü - Nöbetçi

Turgay FİŞEKÇİ 

   Yıldızlar, Yeni Türkü - Yıldızlar

   Yitik Bahar, Yeni Türkü - Yitik Bahar

Tuğrul Asi BALKAR

   Felluce: Mahşer Menzili, Grup Yorum - Felluce

Ülkü TAMER

   Ağıt, Grup Yorum - Düşenlere

   Gül Dikeni, Ahmet Kaya - Gül Dikeni

   Üşür Ölüm Bile, Ahmet Kaya - Üşür Ölüm Bile


Ümit Yaşar OĞUZCAN

   Ayrılanlar İçin, Timur Selçuk - Ayrılanlar İçin

   Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın, Münir Nurettin Selçuk - Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın

   Beyaz Güvercin, Timur Selçuk - Beyaz Güvercin

   Bir Gece Ansızın Gelebilirim, Rüştü Şardağ - Bir Gece Ansızın Gelebilirim

   Birgün, Rüştü Şardağ - Birgün

   Dost Bildiklerim, Muzaffer Özpınar - Dost Bildiklerim


Vedat TÜRKALİ

   İstanbul, Grup Baran - Bekle Bizi İstanbul


William SHAKESPEARE

   Unut Gitsin, Ezginin Günlüğü - Unut Gitsin

   66. Sone, Ezginin Günlüğü - Vazgeçtim 

Yahya Kemal BEYATLI

   Bir Başka Tepeden, Münir Nurettin Selçuk - Bir Başka Tepeden

   Endülüs'te Raks, Münir Nurettin Selçuk - Endülüs'te Raks

   Kandilli Yüzerken Uykularda, Münir Nurettin Selçuk - Kandilli Yüzerken Uykularda

   Rindlerin Akşamı, Münir Nurettin Selçuk - Rindlerin Akşamı


Yılmaz ODABAŞI  

   Diyarbakır Hasreti, Ahmet Kaya - Diyarbakır Hasreti

   Yakarım Geceleri, Ahmet Kaya - Yakarım Geceleri


Yusuf HAYALOĞLU

   Adı Yılmaz, Ahmet Kaya - Adı Yılmaz

   Ayrılığın Hediyesi, Ahmet Kaya - Ayrılığın Hediyesi

   Başım Belada, Ahmet Kaya - Başım Belada

   Başkaldırııyorum, Ahmet Kaya - Başkaldırıyorum

   Beni Vur, Ahmet Kaya - Beni Vur

   Bir Acayip Adam, Ahmet Kaya - Bir Acayip Adam

   Bir Anka Kuşu, Ahmet Kaya - Bir Anka Kuşu

   Bir Veda Havası, Ahmet Kaya - Bir Veda Havası

   Birazdan Kudurur Deniz, Ahmet Kaya - Birazdan Kudurur Deniz

   Biz Üç Kişiydik, Ahmet Kaya - Biz Üç Kişiydik

   Bize Kalan, Ahmet Kaya - Bize Kalan

   Bu Yalnızlık Benim, Ahmet Kaya - Bu Yalnızlık Benim

   Dağlarda Kar Olsaydım, Ahmet Kaya - Dağlarda Kar Olsaydım

   Demedim mi Haydar, Ahmet Kaya - Demedim mi Haydar

   Dokunma Yanarsın, Ahmet Kaya - Dokunma Yanarsın

   Diyarbakır Türküsü, Ahmet Kaya - Diyarbakır Türküsü

   Entel Maganda, Ahmet Kaya - Entel Maganda

   Fosso Nejdat, Ahmet Kaya - Fosso Nejdat

   Giderim, Ahmet Kaya - Giderim

   Hani Benim Gençliğim, Ahmet Kaya - Hani Benim Gençliğim

   İçerden Çıkan Adam, Ahmet Kaya - İçerden Çıkan Adam

   İyimser Bir Gül, Ahmet Kaya - İyimser Bir Gül

   Kaçak ve Anne, Ahmet Kaya - Kaçak ve Anne

   Kaçakçı Kurban, Ahmet Kaya - Kaçakçı Kurban

   Kalan Kalır, Ahmet Kaya - Kalan Kalır

   Kardelenler Açınca, Ahmet Kaya - Kardelenler Açınca

   Kod Adı: Bahtiyar, Ahmet Kaya - Kod Adı: Bahtiyar

   Nereden Bileceksiniz, Ahmet Kaya - Nereden Bileceksiniz

   O Vahşi At, Ahmet Kaya - O Vahşi At

   Sen Yanma Diye, Ahmet Kaya - Sen Yanma Diye

   Tezgahtar Nebahat, Ahmet Kaya - Tezgahtar Nebahat

   Yetiş Nerdesin, Ahmet Kaya - Yetiş Nerdesin

   Yüreğim Kanıyor, Ahmet Kaya - Yüreğim Kanıyor


7 Haziran 2022 Salı

Bir Kız kulesi hikayesi: Carl Detroit ( Mehmet Ali Paşa)

Hepimizin  çok iyi tanıdığı iki sanatçının hiç bilmediğimiz OKUNASI  HİKAYESİ..


Bilenler vardır,

Size bir hikaye anlatacağım, yaşanmış bir hikaye, hem de sonuçları çok ama çok güzel olan bir hikaye…


1827 yılı..

Almanya’nın Magdeburg şehri…


Bu şehirde Ludwig Carl Friedrich Dedloid adında bir erkek çocuğu dünyaya gözlerini açar.


Büyüdükçe huzursuzluğun ne olduğunu anlar, çünkü annesi ve babası sürekli kavga etmektedir.


Aileyi ve Carl’ı çok seven yakınları, bu kavgalardan etkilenmesin diye Carl’ı bir yetimhaneye verirler.


12 yaşına kadar bu yetimhanede kalır Carl, çok eziyet çeker, dayak yer ve artık kaçmaya karar verir. Bir gece çarşafları birbirine bağlar ve kaçarak Hamburg’a gelir.


Daha 12 yaşındaki Carl, bir gemide miço olarak iş bulur. Çok sıkıntılı bir 3 4 ay geçirir. Miço olduğu gemi İstanbul Boğazından geçerken KIZ KULESİNİ görür Carl, denize atlar ve Kız Kulesine kadar yüzer.


O sıralar Kız Kulesi Cüzzamlıların kapalı tutulduğu bir minik adadır. Carl yakalanır ve Emin Ali Paşa’nın yanına götürülür. Paşa sorar niye kaçtın diye, dayaktan der, peki de 3 4 aydır denizlerdesin neden İstanbul der Paşa, çocuk Kız Kulesini gösterir, bu Kule yüzünden, ben bu Kuleyi çok sevdim…


Tabi bu büyük bir haber olur, Almanlar çocuğu ister ama Emin Ali Paşa vermez ve himayesine alır.


Adı Mehmet Ali olur, askeriyeye gönderilir. Eğitimler alır ve sonunda PAŞA olur, artık adı Carl Dedloid değil, Mehmet Ali Paşadır. Çok başarılı bir asker olur, bir çok savaşta ve anlaşmada Osmanlıyı temsil eder.


Bu arada evlenir, dört tane kız çocuğu olur. Evlatlarından birisinin adı Leyla Hanımdır, Leyla Hanımın da bir kızı olur, adını Celile koyarlar. Celile Hanımın da bir oğlu olur.


Adını Nazım koyarlar, NAZIM HİKMET.


Yani Nazım Hikmet, 12 yaşında Kız Kulesine sığınan adı Carl Dedloid olan sonra da Mehmet Ali Paşa’nın torunudur.


Hikaye bitti mi …


Hayır!


Bundan sonrasını da dinleyin….


Nazım malum Selanik’te doğar, hayatını herkes biliyor, ona girmeyeceğim.


Nazım Hikmet 1938 yılında tutuklanır, neden?


Orduda isyan çıkartmaktır suçu… Bu suça da neden olan şey Beyoğlu’nda bir sinema çıkışında Ömer Deniz adında bir Askeri Öğrencinin şiirlerini Nazım Hikmet’in okumasını istemesidir.


Birlikte tutuklanırlar …


Ömer Deniz’i kimse tanımaz etmez ama Nazım o günden sonra mahkumiyetten kurtulamaz.


Peki Ömer Deniz’e ne olur?


7 sene hapis yatar, sonra ben der Hukuk okuyacağım ama parası yok. Fatih’te okul parasını çıkarmak için bir Oyuncakçı Dükkanı açar.


Tahta oyuncaklar yapar, çocuklara satar, oradan gelen para ile de okulunun ödemelerini yapar, hayatını geçirir.


Günlerden bir gün 7 8 yaşında bir çocuk dükkana girer ve Ömer Deniz’e yanında çalışıp çalışamayacağını sorar. Ömer deniz çocuğu sever, gel der, çalış yanımda.


Çocuk sevinir ve Ömer Deniz’in yanında çalışmaya başlar.


Bir gün çocuk Ömer Amca der, benim hiç oyuncağım yok, bana da bir tane yapsana. Ömer Deniz ona da bir oyuncak yapar, her tarafı oynayan kuklalardır bu oyuncak.


Ve bu çocuk o kuklaları alı, okula gider ve ilk gösterisini yapar.


Bu çocuk ta MÜJDAT GEZEN dir …


Nasıl buldunuz, hayat ne garip değil mi, Carl Dedloid’ten Mehmet Ali Paşaya, Nazım Hikmet’ten Ömer Cengiz’e, Ömer Cengiz’den Müjdat Gezen’e…


Yaşam ağlarını kurmuş …


Biliyorum uzun oldu ama umarım keyifli olmuştur…


 Alıntı

27 Aralık 2021 Pazartesi

Nazım Hikmet: Hayatı ve bilinmeyenleri

 



Nazım Hikmet Ran


Nazım Hikmet 15 Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya gelir. Yüksek bir aileye mensuptur; babası tarafından dedesi olan Mehmed Nâzım Paşa çeşitli yerlerde valilik yapan bir Mevlevî, babası Hikmet Bey Matbuat Müdürü, annesi Celile Hanım ise ilk kadın ressamlarımızdan biridir. Annesinin büyükbabası olan Mustafa Celaleddin Paşa ise İstanbul’a gelerek Müslümanlığı kabul eden ve ‘’Borjenski’’ soyadlı Polonyalı bir mühendis ve Türkologtur. Nazım Hikmet önemli görevlerde bulunan ve sanatla da yakinen ilgilenen böylesi bir ailede yetişir. Hatta mektepten önce, ilk eğitimlerini annesi ve kendisi de bir şair olan Mevlevî dedesi Mehmed Nâzım Paşa tarafından alır. İlave edelim ki Nâzım’ın 1905’te doğan kardeşi İbrahim Ali ertesi yıl kuşpalazından vefat eder. 1907’de ise kız kardeşi Samiye dünyaya gelir.

Nâzım şairlikle 11 yaşında, 1913 senesinde tanışır. Belki şaşacaksınız ama ilk şiiri bir aşk şiiri değil, daha sonraları da fikirlerinin yeşereceği ‘’toplumsal’’ bir hadise üzerinedir. ‘’Feryad-ı Vatan’’ başlığını taşıyan bu şiir hakkında Asım Bezirci, Nâzım’ı anlattığı kitabında şöyle söylüyor: ‘’Defterindeki ilk şiiri 20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913) tarihini taşır. ‘Feryâd-ı Vatan’ başlıklı bu şiiri Nazım Hikmet on bir yaşında iken yazmıştır. Balkan Savaşı’nda Osmanlıların yenik düşmesi ve düşmanların Çatalca’ya kadar gelmesi üzerine kaleme alınan şiirde şairin bundan duyduğu derin üzüntü ile çok sevdiği yurdunu kurtarma istek ve umudu yansıtılmaktadır. Fakat, kendisinin açıklamasına göre, ilk yazdığı şiir ‘Yangın’dır. Bu şiiri, evlerinin karşısındaki bir binada çıkan yangın üzerine 6 Kânûn-ı evvel 1330 (19 Aralık 1914) tarihinde kaleme almıştır. Ölçüsüz, daha doğrusu, bozuk düzenli bir denemedir. Şairin deyimiyle, vezni, büyükbabasının yüksek sesle okuduğu aruzla yazılmış şiirlerin kulağında kalan ses taklitleriyle yapılmıştır.’’

Feryad-ı Vatan

Sisli bir sabahtı henüz
Etrafı bürümüştü bir duman
Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!
Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit
Dinle de vicdanına öyle hükmet
Vatanın parçalanmış bağrı
Bekliyor senden ümit
Nâzım’a ilk eğitimi evde ressam annesi Celile Hanım ve bir şair olan Mevlevî dedesi Mehmed Nâzım Paşa tarafından verilir. Celile Hanım zaten ilk Türk kadın ressamlarımızdan, şair Oktay Rıfat’ın teyzesi, eğitimci bir aileye mensuptur. Evde özel olarak yetiştirilir, resim dersleri alır. Evdeki bu ortamla ilgili olarak şunları aktarır şair: ‘’Büyük babam, Mevlevi Nâzım Paşa şairdi, anam Lamartin’e bayılırdı. Evimizde, babamın edebiyatla ilgisizliğine bakmaksızın, şiir başköşedeydi.’’ Arkadaşı Vâlâ Nurettin’le beraber ilkokulu (Taşmektep) bitirdikten sonra, bugünkü Galatasaray Lisesi’ne yazılır. Masraflı bir okul olması dolayısıyla bir yıl sonra buradan alınıp Nişantaşı Lisesi’ne verilir. Şair burada örnek bir öğrencidir ve öğretmenlerinden pek çok ‘’aferin’’ kanaati alır. Gerek aile içi gerekse gördüğü Fransızca eğitimler, onun dil konusunda da gelişimini sağlar. Ardından sıra Bahriye Mektebi’ne gelir
Şair Heybeliada Bahriye Mektebi’ne 15 yaşlarında, 1917’de girer. Nişantaşı Lisesi’nin son zamanlarında, zaten dedesi Nâzım Paşa’nın şairliğinden etkilenen Nâzım Hikmet bir aile toplantısına katılır ve denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini okur. Bunu dinleyenlerin arasında ise Bahriye Nazırı Cemal Paşa da vardır ve bu minik şairden etkilenerek onun Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girmesini ister. Böylece 1917’de Nâzım bir Bahriyeli olarak eğitimine devam eder. Nâzım’ın üvey oğlu yazar Memet Fuat’ın bu yıllara dair aktardıkları şöyledir: ‘’Nâzım Hikmet 1917’de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi’ni 1919’da bitirip Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı. Aynı yılın kışında son sınıftayken geçirdiği zatülcenp hastalığı tekrarladı. Aile dostu olan Deniz Hastanesi Başhekimi Hakkı Şinasi Paşa’nın gözetiminde iki ay süren bir sağaltım döneminden sonra, kendisine iki ay da evde dinlenme izni verildi. Bu süre sonunda da toparlanamadığı, deniz subayı olarak görev yapabilecek sağlık durumuna kavuşamadığı görülünce, 17 Mayıs 1920’de, Sağlık Kurulu raporuyla, askerlikten çürüğe çıkarıldı.’’
Nâzım Bahriye Mektebi’nde öğrenciyken tarih ve edebiyat derslerini dönemin ve Türk şiirinin önemli ismi Yahya Kemal Beyatlı’dan alır. Beyatlı Nâzımların ayrıca aile dostudur ve evlerine de gidip gelir. Hatta Beyatlı ile şairin annesi Celile Hanım arasında da o dönem bir aşk olduğu bilinir, ancak Nâzım’ın meşhur “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz” notu bu aşkı nihayete erdirir. Konumuza dönelim; hocasına o dönem büyük hayranlık besleyen Nâzım kendi yazdığı şiirlerini Beyatlı’ya gösterip onun görüşlerini alır. Bu alışverişle ilgili olarak şair şunları söyler: ‘’Sonra üçüncü şiirimi 16 yaşımda galiba yazdım. Büyük bir Türk şairi, Türk şiirine o devir için yeni bir şiir dili ve anlayışı getiren Yahya Kemal anama sevdalıydı sanırsam. Evde şiirlerini okurdu anam. Bahriye mektebinde tarih öğretmenimdi şair. Kızkardeşimin kedisi üstüneydi yazdığım şey. Yahya Kemal’e gösterdim, kediyi de görmek istedi ve şiirimde anlattığım kediyi gördüğü kediye o kadar benzetmedi ki, bana; Sen bu pis, uyuz kediyi böyle övmesini biliyorsun, şair olacaksın, dedi.’’
Nâzım bu dönemde şair çevreleri tarafından yavaş yavaş bilinip sevilen, ‘’genç şair’’ olarak bilinen bir isimdir. 1920 senesinde ‘’Alemdar’’ gazetesinin açtığı bir yarışmaya katılır ve seçici kurulda önemli isimlerin olduğu bu yarışmayı birincilikle kazanır. Faruk Nafiz, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon şairden övgüyle söz etmeye başlar. Bu devreyle ilgili aktardıklarından: ‘’17 yaşımda galiba ilk şiirim basıldı. Yani «Serviliklerde», yani mezarlıklarda ağlayan hayatında sevmiş ölüler üstüneydi. Yahya Kemal düzeltmişti birçok yerini. Sonra kızlara tutuldum, şiir yazdım.’’

Kızlara tutulup yazdığı aşk şiirleri kısa sürer, çünkü memleketi Batı’nın ‘’Hasta adam’’ olarak addettiği Osmanlı’da önemli hadiseler cereyan eder. İstanbul işgal altındadır ve Nâzım da memleketini çok seven biri olarak Atatürk’ün önderliğindeki Milli Mücadele’ye katılmayı ister. 1 Ocak 1921’de Mustafa Kemal’e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgüt sayesinde Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve çocukluk arkadaşı Vâlâ Nureddin ile beraber Sirkeci’den kalkan Yeni Dünya vapuruna biner. Amaçları Ankara’ya geçmek ve mücadelenin neferleri olmaktır. İnebolu’ya vardıklarında birkaç günlük bekleyişin ardından Ankara yalnızca Nâzımla Vâlâ Nureddin’e izin verir. İnebolu’dayken Almanya’dan tıpkı kendileri gibi gelen genç öğrencilerle tanışırlar. Nâzım’ın sosyalizm fikriyle tanıştığı ilk zamanlar da bu döneme rastlar, çünkü Almanya’dan gelen bu öğrenciler Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği’ni, sosyalizmi anlatırlar. Nâzım öğrencilerin anlattıklarından son derece etkilenir, çünkü o, memleketindeki yoksulluğun bitmesini can-ı gönülden isteyen insanlardan biridir.
İnebolu’daki kısa süreli devrenin ardından Ankara’ya giden iki şaire kutsal bir görev verilir. Buna göre İstanbul’daki gençleri milli mücadeleye davet eden bir şiir yazmaları istenir. Mart 1921’de on bin adet bastırılıp dağıtılan bu şiirin yankısı çok büyük olur. Öyle ki İstanbullu gençlerin Ankara’ya akın ederlerse onlara nasıl iş bulunacağı tartışılmaya başlanır. Daha sonra genç şairler Atatürk’e takdim edilir. Nâzım’ın çocukluktan itibaren arkadaşı ve Ankara’da da yanında olan Vâlâ Nureddin ‘’Bu Dünyada Nâzım Geçti’’ kitabında olayı şöyle anlatır: “Basmakalıp laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal, bizim için çok önemli bir sadede girdi: Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız, dedi. Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanma bir iki kişi yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi. Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı.’’
Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin Ankara’dan sonra Bolu’ya öğretmen olarak atanır ve burada kısa süreliğine öğretmenlik yaparlar. Ancak çevrenin oldukça tutucu olması, muhitteki insanların yeni gelen bu iki öğretmene hoş bakmaması sonucu ikisi de burada rahat edemeyeceklerini anlayıp bir karar alırlar. Bolu’da kendilerine Sovyetler Birliği’ni, Lenin’i anlatan Ağır Ceza Mahkemesi reis vekili Ziya Hilmi’nin de etkisiyle Moskova’ya gidip orada eğitim almaya karar verirler. Şairin üvey oğlu ve yazar Memet Fuat bu konuda şunları aktarır: ‘’1921 ağustosunda Bolu’dan ayrılıp doğuda, Kâzım Karabekir Paşanın yanında öğretmenlik etmeye gidiyormuş gibi davranarak, vapurla Zonguldak’tan Trabzon’a geçtiler, oradan da gene vapurla 30 Eylül 1921’de Batum’a vardılar. Böylece Sovyetler Birliği’ne ayak basan, yirmi yaşın eşiğindeki iki genç şair Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne (KUTV) yazıldılar.’’
Nâzım ta çocukluğundan itibaren aruzla şiir yazmaya zorlanır. Daha sonraları, yani Anadolu’ya geçtiği yıllarda memleket üzerine yazdığı şiirlerinde ise temiz bir dil ve hece ölçüsü görülür. Ancak dev şaire bu da yetmez, daha başka hal çareler arar. Bununla ilgili olarak şöyle söyler: ‘’Anadolu’ya geçtim. Millet sıska atlan, nuhtan kalma silâhı, açlığı ve bitiyle savaşıyordu. Yunan ordularına karşı. Milleti ve savaşını keşfettim. Şaştım, korktum, sevdim, bayıldım ve bütün bunları başka türlü yazmak gerektiğini sezdim, ama yazamadım. Daha büyük bir sarsıntı gerekti…’’ O gereken büyük sarsıntı Moskova’ya gidişi sırasında Batum’da karşısına çıkar. Batum’daki ‘’İzvestiya’’ gazetesinde gördüğü ve muhtemelen Mayakovski’ye ait olan, bir uzun bir kısa cümlelerden oluşan şiirin düzeninden oldukça etkilenir, Rusça bilmediği için içeriği anlayamasa da Türk şiirine yeni bir şiir anlayışını getirecek olan kapı da aralanır. Moskova’ya gittikleri sırada gördüğü açlık ve sefalet üzerine ‘’Açların Gözbebekleri’’ şiirini yazmaya koyulur ve tıpkı gazetede gördüğü şiir gibi serbest bir ölçüde yazar. Bu, Türk şiiri için yeni bir ölçüdür ve Cumhuriyetle beraber gelişen bu serbest şiirin öncüsü de böylelikle Nâzım Hikmet olur.

Açların Gözbebekleri

Değil birkaç
değil beş on
otuz milyon

bizim!

Onlar
bizim!
Biz
onların!
Dalgalar
denizin!
Deniz
dalgaların!

Değil birkaç
değil beş on
30.000.000
30.000.000!
Açlar dizilmiş açlar!
Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
sıska cılız
eğri büğrü dallarıyla
eğri büğrü ağaçlar!
Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
açlar dizilmiş açlar!
Nâzım fevkalade üretken bir şair olarak serbest ölçüyü sürdürür, ayrıca sosyal gerçeklikleri ele alarak muhtevada da dikkat çekici bir şiir inşa eder. Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932) basıldıktan sonra Darülbedayi’de (İstanbul Şehir Tiyatrosu) de sahnelenir. Gece Gelen Telgraf adlı şiir kitabının da 1933’te yayımlanmasıyla yine mahkemeler, davalar Nâzım’ın kaderiymişçesine karşısına çıkar. Karışık bir dava sürecinin ardından tekrar içeri düşer, sonra Cumhuriyet’in onuncu yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanır. Şimdi hayatının en önemli kadınlarından, ‘’kalbimin kızıl saçlı bacısı’’ dediği Piraye ile evlenme vaktidir.
Nazım Hikmet ve Piraye :
Büyük aşktı onlarınki…’’ diye girsek zevat bu iki isim olunca klişe kaçmaz. Ta 1930’da tanışan Nâzımla Piraye aslında 1931’de evleneceklerini tasarlarlar, ancak şairin mahkeme, dava derken bir türlü fırsat bulamamasından ötürü bu iş biraz ertelenir. Nihayet 31 Ocak 1935’te evlenirler. Bu evlilik aslında Nâzım’ın üçüncü, Piraye’nin de ikinci evliliğidir. Nâzım Sovyetler Birliği’ne gittiği zaman ‘’Mavi Gözlü Dev’’ şiirini yazdığı Nüzhet Hanımla evlenir, talihsizlikler nedeniyle boşanırlar. Diğer evliliğini ise bir Rus kızı olan Dr. Lena ile yapar. Piraye ise yönetmen ve oyuncu Vedat Örfi Bengü’den boşanmış bir kadındır, iki çocuğu vardır. Bu çocuklardan biri de, benim de burada alıntı yaparken adını sık sık geçirdiğim ve edebiyat dünyamız için önemli bir isim olan Memet Fuat’tır. Nâzım, bu dört kişilik ailenin geçimini sağlamak adına Akşam gazetesinde çalışmaya başlar. Burada ‘’Orhan Selim’’ takma adıyla fıkralar yazar, ayrıca İpek Film Stüdyosu’nda da senaristlik, film yönetmenliği gibi işlerde yer alır.
Baştan söyleyelim ki Nazım Hikmet uzun hapis hayatı boyunca pek çok kişiyi eğitir. Aynı yerde içeride oldukları zamanda şiir yazmaya meraklı Orhan Kemal’i düzyazıya yönlendirir, kendisine ”şair baba” diyen Türk ressam İbrahim Balaban’a da resmi o öğretir. Birtakım provokasyonlara maruz kalan ve bunları da gayet iyi kavrayan şair tabir caizse kimseye malzeme vermez. Temkinli ve uyanıktır. Yine de uzun hapis yılları artık yakındır. 17 Ocak 1938 gecesi polis tarafından tutuklanır Nâzım. Ankara’daki Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilir. Beraat edeceğini umarken 29 Mart 1938’de, ‘’askeri üstlerine karşı isyana teşvik’’ suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkum edilir. Ardından İstanbul Sultanahmet Cezaevi’ne getirilir. 10 Ağustos 1938’de başlayan ikinci mahkeme ise şairin ‘’askeri isyana teşvik’’ ettiği suçlamasıyla neticelenir ve buradan da 20 yıl hapse mahkum olur. Toplam 35 yıllık mahkumiyet, çeşitli gerekçelerle 28 yıl 4 aya indirilir. 29 Aralık 1938’de İstanbul Tevkifhanesi’ne, Şubat 1940’da da Çankırı Cezaevi’ne, Aralık ayında da Bursa Cezaevi’ne gönderilir. Bu süreç boyunca toplam 12 yıl hapis yatan şair cezaevinde sürekli olarak şiirler yazar. İçerideyken karısı Piraye’ye yazdığı bir şiir:

Bir tanem!
Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor yüreğim sersem! ‘ diyorsun.
‘Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
‘yaşayamam! ‘
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazıma!
Nazım Hikmet ve Münevver Hanim:
Biraz Münevver Hanım’dan bahsetmek isterim. Öncelikle belirtelim ki Piraye de, Münevver de, sonra anlatacağımız Galina ile Vera da Nâzım için büyük fedakârlıklar yaparlar. Yaparlar ama bunlardan çok da şikayetçi değillerdir, çünkü Nâzım’ın onlara duyduğu aşk ve yazdığı şiirler şairin kadınları mest eden bir özelliğidir. Piraye, uzun hapis hayatı boyunca eşi Nâzım’ı bekler, Münevver şairi cezaevindeyken daha çok ziyaret edebilmek adına işinden istifa eder, Galina onun hasta kalbine 7 yıl bakar, Vera şaire hayatının son zamanlarında büyük mutluluk verir. Peki Nâzım’ın tek öz oğlu olan Mehmet Nâzım’ın annesi Münevver Andaç kimdir? Her şeyden önce Münevver Hanım (1917 – 1998) önemli bir çevirmenimizdir. Şairin birçok eseri ve Yaşar Kemal’in neredeyse bütün yapıtlarını Fransızcaya ustalıkla çevirir. Öyle ki 1987’de Fransız Çevirmenler Derneği Çeviri Büyük Ödülü’nü Yaşar Kemal’den yaptığı ‘’İnce Memed 3’’ çevirisiyle kazanır. Nazım Hikmet hapisten çıkmadan iki sene önce, 1948’de şairi pek çok kere ziyarete gider Münevver Hanım. Nâzım’ın dayı kızı olan Münevver Hanım’ın daha öncesinde ressam Nurullah Berk’le olan bir evliliği ve Renan adında bir kızı vardır. Nazım Hikmet ve Münevver Andaç çifti, şairin hapisten çıkması ile yurtdışına kaçması arasında beraberdirler. Münevver Hanım Fransa’da 1998 yılında uzun bir kanser tedavisinin ardından aramızdan ayrılır. Nâzım’ın ‘’Karlı Kayın Ormanı’’ şiirindeki gonca gülü, Münevver Hanım’dan başkası değildir:

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.
Nazım Hikmet ve Galina :

Nâzım Sofya’dan Moskova’ya döndüğü zaman sağlığı da iyiden iyide kötüleşir. Tedavi için şehrin dışındaki bir sanatoryuma gönderilir. Onu çok sevecek olan Galina Kolesnikova ile de burada tanışır. Galina Hanım hastanedeki doktorlardan biridir ve Nâzım da kendisine hekim olarak onu seçer. Galina şair hakkında şunları söyler: “Nâzım o kadar yakışıklı ve güzeldi ki, 16’lık kızlardan 80’lik kadınlara kadar herkes ona âşık oluyordu. Ben de âşık oldum. Ondan 17 yaş küçüktüm. Başkasına ait bir mutluluğu çalmak istemiyordum.” Ve yalnızca birkaç ay, o da hastanedeyken beraber vakit geçirecekleri beklenirken, Galina ve Nâzım tam 7 yıl boyunca beraber yaşarlar. Galina onun hem doktoru hem arkadaşı hem de sevgilisi olur. Nâzım’ın eşi Münevver ile oğlu Mehmet ise Türkiye’dedir ve uzun süre haberleşemezler. Şair oğluna duyduğu özlemi şu dizelerde dile getirir:

Karşı yaka memleket,
sesleniyorum Varna’dan,

işitiyor musun?

Memet! Memet!

Karadeniz akıyor durmadan,
deli hasret, deli hasret,
oğlum, sana sesleniyorum,

işitiyor musun?

Memet! Memet!
Nazim Hikmet ve Son Aşkı Vera:
Vera Tulyakova (1932 – 2001), bir film stüdyosunda çalışır ve 1955 yılının sonunda da bir film çekimiyle ilgili olarak Nâzım’dan yardım ister. Şair ise Vera’yı görür görmez ona büyük bir aşk duyar. Nâzım’ınsa o dönem hayatında zaten iki kadın vardır: İstanbul’daki eşi Münevver ve yanındaki Galina. Üstelik kendisinden 30 yaş küçük olan Vera da evli ve bir çocuk sahibidir. Aradan geçen iki yılın ardından 1957’de Vera, üzerinde çalıştıkları bir senaryonun kabul edildiğini söylemek için Nâzım’ı arar, tekrar bir araya gelmek durumunda kalırlar. Vera medeni hali gereği Nâzım’la olan muhabbetini bitirmek ister. Öyle ki şairden uzaklaşmak adına Karadeniz’deki Osipovka köyüne eşiyle birlikte tatil yapmaya gider. Ancak körkütük aşık olan Nâzım 1958 sonbaharında çılgınlık yaparak Vera ve eşinin tatil yaptığı yere gider, üstelik yanında 7 yıldır beraber olduğu Galina da vardır. 1958 ila 1959 yılları arasında birlikte yazdıkları oyun onları yakınlaştırır ve artık Vera da Nazım Hikmet’e aşıktır. Bunun sonucunda 18 Kasım 1960’ta evlenen çift, şairin hayatının son anına kadar dolu dolu yaşar. Gezilere katılır, konferanslara gider, pek çok şehir gezerler. Nâzım’ın ‘’saçları saman sarısı, kirpikleri mavi’’ dediği Vera şairle beraber onun ölümüne değin beraber olur.

Alıntıdır.

9 Aralık 2021 Perşembe

Edebiyat nedir?

 


Edebiyat dersini seven öğrenci azdır genelde.Çünkü birçoğumuz buna ezber gerektiren bir ders olarak bakar.Yüzlerce  yazar ,onlarca eser yazmış ve bunları bilmek zorunda olmak anlamsız ,boş ve sıkıcı gelir.Belki eğitim sisteminin ya da bizlerin ders anlatım metodumuzun eksikliği ve yetersizliğidir.Hak vermiyor değilim bu düşüncelere.Evet edebiyat dersleri daha ilgi çekici ya da anlamlı hale getirilebilir.Bu konuda kendimi de eleştiriyorum elbette.Biz öğretmenlerin istediği de bu değil ,biz de daha etkileyici daha kalıcı bir öğretim sunmak isteriz ama gerek  ders müfredatının yoğunluğu ,gerek ders saatinin yetersizliği ,gerekse ders dışı sorumluluklarının fazla oluşu,yaşamsal kısıtlar vs pek çok şey iki taraflı olarak ortaya çıkan değişkenler bu dersin hakkını vermeye , sahip olduğu değeri görmesine ve sevilmesine engel teşkil edebiliyor.

Ama ne olursa olun şunu bilin ki edebiyat sadece bir ders değil,bir kültür,bir dünya görüşü,bir gönül işi ,bir yaratıcılık işidir.Öğrenilecek değil yaşanacak bir ders tüm duyularla . Bize hayata,insanlara, nesnelere ve olaylara nasıl bakmamız gerektiğini öğretir.Kendimizi dinlemeyi ,kelimelerle dokunmayı öğretir. İçsel bir yolculuktur ve bu içsel yolculuğu yapmış olan kişilerle bağ kurmaktır.Dilin zenginliğine, kelimelerin mana derinliğine,insanın yaşam yolculuğuna şahit olmaktır.Bir şiir okumasak ya da bir kitabın kapağını açmasak dahi hayatın aslında bir kitap sayfası ya da bir şiirin misrasi gibi önümüzde durduğunu fark etmek gerek.Ama işte insan okuduğunda keşfediyor bunu.O zaman anlıyor kitaplara, şiirlere, dizelere ve satırlara neden ihtiyaç duyduğunu.Çünkü birileri bunu başarmış ,bizim yapamadığımızı yapmış yani söyleyemediğimizi söylemiş, görmek istemediğimizi görmüş,duymak istemedigimizi duymuş.Ya da tam tersi.

Bir şiir çıkıyor karşımıza birgün ve diyoruz ki :Bu benim duygum,benim hayalim ya da benim acım.Bir kitap okuyoruz rastgele  diyoruz ki :Bu benim hayatım benim düşüncelerim ya da olmak istediğim.Yani okuduğumuz o hikayeler ,o şiirler bizi bize anlatır.İnsan insanın aynasıdır da ondan.

Onlar bildiğimiz o sıradan kelimleri öyle bir hale sokar ki etkisinde kalırız.Edebiyat budur işte,kelimeleri en şık kıyafetleri giydiren , duygulara ve düşüncelere boyut atlatan bir sanattır.Bambaşka bir alemin kapısını aralar ,bizi gerçekte olmadığına inandığımız şeylere inandırır.Hayata başka bir gözle bakmayı öğretir,insanları anlamayı,duyguları tanımayı,sevmeyi ,saygı duymayı öğretir.Düşündürür,sorgulatır, aratır hatta arındırır.Cünkü yazmak hesaplaşmaktır,yüzlesmektir ve barışmaktır kendinle ,insanla,hayatla.. Paylaşmaktır acıyı , öfkeyi,sevinci ,hüznü , ayrılığı herkesle."Bak ben de sen gibiyim" demektir karşındakine.

Şimdi bir de buradan bakarsak edebiyata bir derstir evet ama hayat dersidir o.Kaybettigimiz yolu bulduran bir fenedir aslında.Bize kim olduğumuzu hatırlatan bir ipucudur.

İnsanin yüzyıllar alan yolculuğunda ona rehberlik etmiştir.Hayatın kulisidir,pencerenin önündeki çiçek,yüzümüze vuran güneş,sırtımiza dokunan el,dudaginiza değen buse,elimizi tutan eldir o.

Bir düşünelim mi nasıldır !!!?

Acının bir tarifi var mıdır? Evet  :

Acılara tutunmak/ Hasan Hüseyin Korkmazgil

Acı çekmek özgürlükse

Özgürdük ikimiz de

O, yuvasız çalıkuşu

Bense kafeste kanarya

O, dolaşmış daldan dala

Savurmuş yüreğini

Ben bölmüşüm yüreğimi

Başkaldıran dizelere

Kavuşmak özgürlükse

özgürdük ikimiz de

elleri çığlık çığlık

yanyana iki dünya

ikimiz iki dağdan

iki hırçın su gibi

akıp gelmiştik

buluşmuştuk bir kavşakta

unutmuştuk ayrılığı

yok saymıştık özlemeyi

şarkımıza dalmıştık

mutluluk mavi çocuk

oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek

özlemekmiş oysa sevmek

bulup bulup yitirmekmiş

düşsel bir oyuncağı

yalanmış hepsi yalan

sevmek diye bir şey vardı

sevmek diye bir şey yokmuş

Acı çektim günlerce

Acı çektim susarak

Şu kısacık konutlukta

Deprem kargaşasında

Yaşadım bir kaç bin yıl

Acılara tutunarak

Acı çekmek özgürlükse

Özgürüz ikimizde

acılardan artakalan

işte o bakışlarmış

kuğu diye gözlerimde

gün batımı bulutlarmış

yalanmış hepsi yalan

savrulup gitmek varmış

ayrı yörüngelerde…

Sevginin tarifi var mı? Evet :

Ben sana mecburum/ Attila İlhan

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski istanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor

Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak

Ben sana mecburum bilemezsin.

Umudun resmini çizebilir miyiz ? Evet :

Güneşli Günler Göreceğiz/ Nazım Hikmet

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler göreceğiz.

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar

Işıklı maviliklere süreceğiz…

Açtık mıydı hele bir son vitesi,

adedi devir, motorun sesi.

Uuuuuuuy! Çocuklar kim bilir

ne harikûlâdedir

160 kilometre giderken öpüşmesi.

Hani şimdi bize,

Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır.

Yalnız cumaları, yalnız pazarları…

Hani şimdi biz,

Bir peri masalı dinler gibi seyrederiz

Işıklı caddelerde mağazaları.

Hani bunlar,

77 katlı yekpare camdan mağazalardır.

Hani şimdi biz haykırırız

Cevap:

Açılır kara kaplı kitap; Zindan.

Kayış kapar kolumuzu

Kırılan kemik, kan.

Hani şimdi bizim soframıza

Haftada bir et gelir

Ve çocuklarımız işten eve

Sapsarı iskelet gelir.

Hani şimdi biz;

İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler göreceğiz.

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar

Işıklı maviliklere süreceğiz…

Peki Aşk nasıl anlatılır?

Bahar Baydan/ Adı aşk

Bereketiyle kutsanmış toprakların

Karanlığa yüzünü dönmüş ayın

Hilal olmuş yürekte dolunayın adıdır aşk

Mahrem yüzümün gölgesi

Düşen yaşlarımın meali

Dirinin beklediği ölüm

Ölünün beklediği cennetin adıdır aşk

Zamanı hatırlatan saatte esir

Hu diyen çağıran nefeste cebir

Toplananların içindeki bir

Çıkanların gömüldüğü kabirdir aşk

Toprağa atılmış ekin gibi

Rahme düşmüş cenin gibi

Sur u üflendiğinde gelen

Adı konulmamış âdemin adıdır aşk

Leyla’ya susamış Mecnun’daki serabın

Şirin sanıp Ferhat’ın aştığı dağın

Yunus’a kendini unutturan sevdanın

Kışın karlar altında beklenen baharın adıdır aşk

Selam ile açılan kapılarda misafir

Yokluğu mecbur kılan ilahi emir

Emanete yükümlü olunan mehir

Emin olanın emniyete uzanan elidir aşk

Hangimiz bu duyguları yaşamıyoruz ki, hangimiz bu sözlere ihtiyaç duymuyoruz hayatımızın bir yerinde. İstemeden zevk almadığımızı düşünerek girdiğimiz o derste  öğrendiğimiz  bir dize, bir satır gelmiyor aklımıza istemsizce.

Demek ki edebiyat bizim yapamadığımızı yapıyor ve dile getiriyor ortak duygularımızı ve Karşımiza çıkıveriyor en ihtiyacımız olduğu yerde .Bu sebeple çok yüce bir sanat , sırları aşikar eden ulvi bir dil,bir'i biz yapan bir anlayış içeriyor.Yazar eser diyerek ezberinden korktuğumuz bu ders sandığımızın ötesinde çok şey ifade ediyor.Ona başka bir gözle bakmayı denesek o kadar dingin, özgür ve hafiflemiş hissedeceğiz ki kendimizi, sıkılmak bir yana sıkı sıkı sarılacağız sanatın bu eşsiz dünyasına. Kaybolacaksak mana denizinde kaybolalım değil mi ama ?



Bahar Baydan



Beklentiler ve İyi Dilekler

 Beklentilerle dolu şu dünyada beklentisiz yaşamak mümkün mü? Sevilmeyi , görülmeyi,takdir edilmeyi beklemeden yaşamak mümkün mü? Kim öğreti...