26 Mayıs 2020 Salı

ÖNCE KENDİNİ SEVMELİ İNSAN





 KENDİNİ SEVMEK

Şu hayat belki de tek bir şeyi öğretecekti bana:''Kendimi sevmeyi''
Yaratılan karşısında olabildiğince eğik ,bükük, mahcup  ama yaratılanlar karşısında dimdik  ve cüretle ayakta durmayı. Çünkü öyle gibi göründüğüm halde öyle olmadığımı belki de bir ben biliyordum ve bazıları beni düşkün ve aciz görmekten hoşlanacakları için aksini bana ispatlarcasına ama aslında enaniyetin terkisinde egolarını yarıştırıyorlardı. Evet, bunu bilmek rahatlatıyor insanı ama yine de babamdan bana miras munis mizacım böylesi benlik karmaşası içinde çoğu zaman beni çaresiz bırakıyordu. İçimde kopan fırtınalar içinde kendimi darmadağın ederken insanlara karşı duyduğum öfkeyi de silip süpürüyordu. Bu insanın kendiyle yüzleştiği belki de en büyük mücadele sayılırdı. Kendimi dizginleyerek içimdeki sevginin galip geldiği en onurlu mağlubiyetti aslında.Ben de bu derece nükseden adalet hissim karşısında, daima bir denge arayışı ile büsbütün şirazemi şaşırtan hayat karşısında olabildiğince mukavemet göstererek yaşamaya çalışıyorum. Hemen hemen her günün sonu bir yüzleşme ya da fikirlerimi sorguya çekme hadisesi ile geçiyor diyebilirim.

Çok mu şey kaybettim ya da bu haletiruhiyem bana ne kazandırdı? Bunların cevabını bulmak üzerine zihnimi yorduğum çok olmuştur. Evet ,ben de herkes gibi  biricik varlığımı haklı çıkaracak sebepler yarattım kendime, çünkü böylesi bir oyun içinde bir rol üstlenmek gerektiğine inandım .Yoksa hayat sahnesinde- onlara göre- ayaklar altında ezilen zavallı bir toprak parçası olmaktan kurtulamazdım. Kim yerdedir, kim gökte, kim hak ettiği seviyeden seslenir dünyaya? Bu sorular çoğunun kafasında yer etmemiştir belki de. O kendince iktidar sahipleri için dünya, parmakları ucunda bir küçük top misali döner durur öylece. Onlar mütemadiyen bu küçük dünyanın aslında onların etrafında dönüşünü seyrederken etrafını da derdest ederek yaşama dört elle sarılır. Biz vicdanı ve hakkaniyeti ile yaşayanlar ise inançlarına dört elle sarılarak var olmak hususiyetine sahip çıkmaya çalışırlar.

İşte tüm bu safiyane niyetler etrafında her günümü bir nevi yaratanın sonsuz merhametine ve adaletine olan inancıma sığınarak geçirdim çoğunlukla. Yanılttı mı beni derseniz. Bunun cevabı beklediğimiz gibi değildi elbet. Sürekli haksızlığa uğramış sanki çilenin merkezi olmaya aday bir kader ortağı gibi yaşadığını düşünürsek, bu inanç insana yetmeyebilir pek tabii. Ama adalet mülkünün sahibi olan için neden- sonuç ilişkisi ve hakikatin tecellisi pek de beklediğimiz türden bir şey değilmiş. İşte bu hususu kabul ediş süreci aslında maruz kaldığımızı düşündüğümüz nahoş hadiselerden çok daha zor ve geç anlaşılır cinsten bir hadise.

Kısacası mikro alemde zihnimizde yer bulamadığımız olayları ,makro alemde izaha çalışmak olanaksız. Bu sebeple bize düşen vuku bulan hadiselere aklın ve kalbin süzgecinden geçirerek varlığımıza hükmetmektir. Gerisi basit bir tabiat tekâmülü olmaktan ibarettir.

Hülasa tüm bunlardan yana payımı 40 yaşıma kadar almış olabildiğimi düşünerek şu sonuca vardım:
Her ne sebeple olursa olsun yaşamak onurlu bir mücadele için bize bahsedilmiş bir vaziyettir. Öyleyse şahsıma ve tüm yaratılmışlara duyduğum sevginin yüceliği ve saflığı ölçüsünde onurlu kalacaktır. İnsana öncelikle ,tüm menfi duygulardan arınarak var olmak gayreti içinde yaşamı muzaffer kılmak mecburiyeti gerekir. Boş bir zihin, ehlîleşmemiş bir vicdan ve arınmamış bir yürekle etrafa hükmetmek en hasis meziyettir.

Çokça insan tanıdım dersem belki de yalan olur ama kafi derecede eş, dost ,arkadaş ,hısım ,akraba her türden sınıflamaya mensup insanla münasebet kurdum. Kimini çok sevdim, çok güvendim ama yanıldım; kimine güvensiz ve temkinli yaklaştım fakat  sonra dostane buldum. Kimi sadece selam verdiğimdi ,öylece kaldı; kimi ise dünden bugüne değişmeden ve eksilmeden gönlümde yer etti. Bazen sadece soy bağı bulunan değil de gönül bağı kurduklarım yüzüme düşen gölgeyi, içimi yakan ateşi ya da yalnızlığımı fark edip derdime ortak oldu.
Bazı yarenlikler vardır ki mahremiyetin kapılarını zorlar inadına. Sen kapattıkça açmaya, ulaşmaya çalışır en kuytuda kalmış huylarına ve açığa çıkmamış sırlarına. Senin zaaf dediğin onda eksik kalmış bir meziyet olduğundan olsa gerek kendi çıkarına, hep aynı yerden vurmaya çalışarak nüfuz eder hayatına.
Şimdi sadece bir iki kadim gönüldaş b,ir iki mesleki fikirdaş, birçok da selamlık arkadaş dışında kimse kalmadı etrafımda. Hepsi çeşitli sebeplerle hayatımda oldu ve halen orada kimi de görevini tamamlayıp kaybolup gitti bir şekilde.
Şimdi Mutlu muyum peki? Evet, neden olmayayım ki. Mutluluk için sebep aramaya kalkarsak çok az nasipleniriz belki de vesilelerden.
Peki ya adil mi bu hayat? Muhakkak ama halen yaşama dair bazı tecellilerin  sırrını çözmüş sayılmam ama aklım ve vicdanımı bu hususta vasıta kılmaya gayret gösteriyorum. Aynı ölçüde bir beklenti ile de karşılık arıyorum. Velev ki bulmadım, muhatabımı umursamayarak kendimce cezalandırıyorum.
Kendimi seviyor muyum? Evet, elbette seviyorum, nasıl sevmem ki!
Yalnız geçmiş çocukluğu ile örselenmiş ruhunu onarmak için hayatını çocuklarına adamış bir anne ile hayatını ve zihnini dünyevi zevklerinin ötesinde kitaplarla yoğurarak insana ve insanlığa değer biçmiş bir babanın evladıyım.
Şimdi tüm bunların bir bileşkesi olarak ben hala eksik kalmış yanlarım ve yaratanın şahsıma bahşettiği şahsıma münhasır meziyetlerimle varlığıma ve rabbime müteşekkirim.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder